Nişaşta şekeri ve şurup üretimi

Nişaştanın, asitle veya enzimatik olan hidrolizi (α– and β-amilaz) sonucunda glukoz (dekstroz, d-glukoz) ve maltoz şurubu üretimi, gıda ve ilaç sektörü için birçok nişaşta şurubu, maltodekstrin, maltoz ve glukoz sundu. 1950’li yıllarda araştırmacılar bazı xyloz isomeraz (d-xyloseketo-isomerase, EC 5.3.1.5) solüsyonlarının d-glikozu d-fruktoza çevirme kapasitesine sahip olduklarını keşfetmişlerdi. 1970’li yılların başında ise, araştırmacılar immobilize enzim teknolojisinin birçok aplikasyonunu gerçekleştirdiler. Fruktoz glukozdan daha tatlı olduğu için, xyloz isomeraz bu aplikasyonlarda denendi ve yüksek fruktoz şurubu (yüksek fruktozlu mısır şurubu) üretmeyi başardılar. Bu tarihten itibaren  yüksek fruktoz şurubu gazlı içecekler sektöründe glukoz şurubun yerine aldı.

MUTFAKTA ISI TRANSFERi

Fırın çalışırken, ısı üç farklı yöntemle transfer olur: termal radyasyon, kondiksüyon ve konveksiyon.

Giriş
Hepimiz fırınların ve ocakların ısı ürettiğini biliyoruz. Peki ama ısı bu kaynaklardan yemeğe nasıl ulaşıyor? Yani ısı nasıl transfer oluyor? Isının fırınlarda veya ocaklarda nasıl hareket ettiğini anlarsak pişirme sürecini daha iyi kontrol edebilir daha kaliteli ürünler sunabiliriz. Bu yazımızda ısı transferi yöntemlerini irdeleyeceğiz.

Isı transferi yolları

Isı üç farklı yolla taşınır: termal radyasyon, kondüksiyon ve konveksiyon. Pişirme yöntemi: kaynatma, soteleme, kızartma, halşalama ve fırınlama ne olursa olsun ısı birden fazla yol ile yemeğe ulaşır. Bunların dışında yazının sonunda yeni teknoloji ürünü ocaklarda indüksiyon yönteminin nasıl çalıştığına da değineceğiz.

Termal Radyasyon (Işınım)

Radyasyon ısının uzayda sıcak objeden soğuk obje yüzeyine doğru hareketidir. Yüzeydeki moleküller ısı dalgalarını emmeleri ile beraber hareketleri hızlanır ve oluşan sürtünme ısısı objeye dağılır. Burada püf nokta iki cismin birbirleri ile temas etmeden ısı tranferinde bulunmalarıdır. Ağırlıklı radyant ısı yayan cihazlara örnek olarak: kızartıcılar (rezistans ile çalışır), salamanderler, infrared lambalar ve konveksiyonel fırınlar sayılabilir.  Sıcak tavalar da termal radyasyon yaparlar. Bunu anlamak için elinizi sıcak bir tavanın üstünde, tavaya değdirmeden gezdirin. Ayrıca, koyu renk yüzeyler açık renk yüzeylerden daha çok ısı emdikleri için, daha çok ısı radyasyonu yapar. Benzer şekilde, mat yüzeyler parlak yüzeylere oranla daha çok radyant enerji yayar. Bu yüzden mat tavalar parlak tavalardan daha çabuk pişirir. Tablo 1.1 de yaygın bazı materyallerin ısı yayma oranlarını (emissivity) inceleyebilirsiniz. Tabloda dikkat ederseniz fırınlarda kullanılan tuğlanın yüksek oranda termal radyasyon kapasitesine sahip olduğunu görebilirsiniz.

Tablo 1.1

 

Radyasyon ayrıca mikrodalga enerjisinin transfer biçimidir. Bu fırınlarda magnetron tüp mikrodalga enerji üretir. Üretilen enerji dalgaları termal radyasyone göre birçok kaptan daha kolay geçer ve yemeklerin yüzeyine kolayca ulaşır. Isı transferi ilkeleri burada da geçerlidir. Emilen mikrodalga enerjisi ısı açığa çıkarır, çünkü yemeklerin içindeki moleküllerin hızlı hareketinden sürtünme oluşur.

Mikro dalga yemekleri eşit olarak ısıtmaz. Bunun bir nedeni yemeklerdeki farklı moleküllerin mikrodalga enerjisini farklı şekilde emmeleri, diğer bir nedeni ise, fırın içinde mikro dalgaların hareketi ve dalga frekanslarından kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan mikrodalga yemeklerin içine işlerken termal radyasyon sadece yüzeye etki eder. Bu yüzden mikrodalga radyasyona göre daha hızlı bir yöntemdir.Peki sadece yemeklerin içine işleyen ısı bütüne nasıl dağılır? İki yöntemle: Kondüksiyon ve konveksiyon.

Kondüksiyon (iletim)

Kondüksiyon ısının sıcak bir alandan soğuk bir alana doğru hareketidir. Isı komşu moleküller arasında sudaki dalga gibi hareket eder: bir molekül ısı enerjisini alınca hemen yanındakine iletir. Isının kondüksiyon yöntemi ile ieltilmesi tüm obje aynı sıcaklığa ulaşıncaya kadar devam eder. Burada dikkat edilecek husus enerji transferi için temas gereklidir.

Ocağa koyulan tava gas alevinden iletilen enerji ile ısınır. Isınan tava da sırasıyla içindeki yemeği ısıtır. Tavayı ocaktan alsak bile, yemek, tava ile aynı sıcaklığa ulaşana kadar kondüksiyon ile ısınmaya devam eder. “Devreden pişirme” ısı kaynağı olmadan pişirme olayına denir.

Isı iletimi fırınlarda da önemlidir. Termal radyasyon ile ısınan fırın tepsileri, kondüksiyon ile ısıyı kurabiyelere nakil eder. Kurabiye fırından alınsa bile iletim devam eder. Önce kurabiye içinde bulunduğu tepsi ile, sonra da oda sıcaklığı ile aynı dereceye gelene kadar devam eder.

Konveksiyon ve kondüksiyon arasındaki farkı bir örnek ile anlatmak istersek. İki futbol takımı olsun; Birinci takım topu, kaleciden forvete degajla ulaştırsın; bu konveksiyondur hızlı işler. Diğeri ise topu tüm oyuncular arasında paslaşarak kaleciden forvete ulaştırsın; bu da kondüksiyondur ağır işler. Örneğimizi daha da genişletmek istersek. Her takım kendi içinde farklı şekilde paslaşır: bazısı çabuk, bazısı aksak. Farklı materyaller de, sahip oldukları ısı iletkenlik katsayılarına göre ısıyı farklı hızlarda iletir. Genellikle katılar, sıvı ve gazlara oranla daha yüksek iletkenliklere sahiptir. Bunun nedeni katı halde moleküller birbirlerine daha yakın konumlardadır. Bu yakınlık, komşu moleküller arasında ısı alışverişini (paslaşmayı) kolaylaştırır.

Tablo 1.2

NEDEN MERMER DOKUNUNCA SOĞUK HİSSETTİRİR, SICAK BİR MUTFAKTA BİLE?

Bir elinizi mermer bir yüzeye, diğer elinizi de ahşap bir yüzeye koyun. Mermer ve ahşap yanyana ve aynı sıcaklıkta olmalarına rağmen mermer daha soğuk hissettirecektir. Bu mermerin ısı iletkenlik katsayısının yüksek olmasıyla ilgidir. Elinizden mermere ısı iletimi daha hızlı olur, bu yüzden daha soğuk hissettirir. Aynı deneyi mermer ve farklı metaller için yaparsanız, bu sefer metaller daha soğuk hissettirir. Çünkü metallerin iletkenlikleri daha yüksektir. Ancak genelde fırınlarda metal yerine mermer tezgahlar tercih edilir. Çünkü kalın bir mermer kalın bir metal tezgahtan çok daha ucuzdur. Fırınlarda paslanmaz çelik tezgahlar da kullanılır ancak bunlar ince saçtan yapılmadır ve çok çabuk ısınır.

BAKIR

Bakır çok yüksek ısı iletkenlik katsayına sahiptir. Diğer bir deyişle ısıyı çok hızlı iletir. Bu nedenle bakır tencereler şeker pişirmek için, helva ve şekerleme imalathanelerinde kullanılır. Öte taraftan bakır çok pahalıdır ve günlük mutfak gereçlerinde kullanılması fizibil değildir. Son olarak bakır bazı yemekler ile kimyasal tepkimeye girebilir. Bunu engellemek içn bakır tencereler kalay veya paslanmaz çelikle ile kaplanır.

ALÜMİNYUM

Alüminum bakırın yarısı kadar yavaş bir iletken olmasına rağmen hızlı sayılır. Ayrıca alüminyum bakır kadar pahalı değildir. Ancak aynı bakır gibi yemekler ile kimyasal tepkimeye girebilir, özellikle asitli yemekler ile. Ayrıca meyvelere kötü bir renk verir, süt ve yumurta karışımlarını da hoş olmayan giri bir renge döndürür.
Alüminyum yumuşak bir metaldir kolayca çizilir ve ezilir. Ancak tüm bu olumsuzluklarına rağmen yüksek iletkenliği ve ucuz olması bakımından tercih edilir. Alüminyum genelde fırın tepsilerinde kullanılır.

PASLANMAZ ÇELİK

Paslanmaz çelik esas olarak karbon çeliğiyle aynıdır ancak karışımında krom bazende nikel bulunur. Bu eklemeler sayesinde paslanmaz çelik pas ve darbelere karşı daha dayanıklı hale gelir. Başka bir deyişle, paslanmaz çelik çoğunlukla demir az miktarlarda da diğer metallardan oluşur. Tablo 1.2 de görüldüğü üzere paslanmaz çeliğin çok iyi bir ısı iletkenlik katsayısı yoktur. Diğer taraftan, temizliği kolay ve ucuzdur ayrıca bakır gibi yemekler ile kimyasal tepkimeye girmez. Parlak bir yüzeye sahip olması da yemek pişirken göz tutmak için iyidir.

Isı iletimini artırmak için paslanmaz tencere ve tavalar daha ince yapılabilir. Ancak paslanmaz çeliği aynı kalınlıkta bükme zordur. Oluşan çukurlarda tencerenin altı tutabilir. Hafif tencereler ucuz olabilir ama mutfak için iyi bir tercih değillerdir. Buna daha iyi bir alternatif aluminyum tabanlı paslanmaz çelik tencerelerdir. Çelik aluminyumu dışarıdan ve içeriden kaplar. Alüminyum ısı iletimini artırırken, paslanmaz çelik zırh görevi görür.

DÖKME DEMİR

Döküm demir ısıyı gayet iyi iletir, ve aynı alüminyum gibi kalın ve ağır olduğunda yavaş ve eşit pişirme yapar. Siyah renkte olduğu için ayrıca termal radyasyonda yapar. Ancak demir yemekler ile kimyasal reaksiyona girer, yemeklere metalik bir tat verirken renklerini de değiştirir. Bu yüzden mutfakta az kullanılır. Kullanılacağı zamanda iyice yağlanır.

CAM, SİLİKON, PORSELEN, SERAMİK, VE GÜVEÇ

Cam, silikon, porselen, seramik ve güveç ısı iletimi düşük materyalleridir. Bir kez ısındıklarında sıcaklıklarını uzun süre korurlar. Bu onları yavaş pişmesi gereken yemekler için ideal kılar.

Şekeri bırakınca hayatın nasıl değişir?

ilave_seker1
Öncelikle belirteyim ki, kendi başına şeker düşmanımız değil. Besinlerde, örneğin meyve ve sütte, bol miktarda ve doğal olarak bulunmakta. Ancak ilave şeker tek kelime ile “gereksiz”. Bununla beraber, ilave şekeri kestiğinizde hayatınızda birçok olumlu şey oluyor.
Gelişmiş toplumlarda yaşayan insanlar olarak, bol şekerli abur-cubura düşkün ve yüksek miktarda şeker içeren tatlılara alışmış vaziyetteyiz. Ancak bu besinlere ve içerdikleri ilave şekere kesinlikle ihtiyacımız yok. İşte burada, ilave şeker tüketmeyi kesersek, hayatımızda fark edeceğimiz 5 önemli değişikliği sıraladık.

  1. Enerji seviyeniz yükselir

Yorgun olduğumuz zaman bol şekerli tatlılar veya kafeinli meşrubatlar canımız çeker. İlk bakışta düşününce akla mantıklı geliyor:  “Depolarını tüketmiş vücudun  diri kalmak için enerjiye gereksinimi fazla.” Ancak gerçekler çok farklı: öncelikle, ilave şekeri almadan da yüksek enerji seviyesine ulaşabiliriz, üstelik doğal olarak. İkincisi, ilave şeker vücudun şeker metabolizmasını alt üst eder.  Bu nedenle, şekeri hayatımızda çıkardığımızda enerji seviyemizde gelgitler (tatlı krizleri..vb) azalacak ve kan şekerimiz metabolizmamıza uygun olarak yüksek kalacaktır.

  1. Kilonuz sabit kalır

Şeker daha fazla şeker yeme isteği uyandırır, ve söz konusu olan doğal halindeki meyve şekeri değil.

Şapkamızı önümüze koyup düşünelim. Meyve şekeri dışında. İlave şeker, bol yağlı veya bol karbonhidratlı hazır yemeklerde bir çok katkı maddesi ile beraber gelmekte.

Şeker de-toksu ile vücudunuz fazla kalorilere maruz kalmayacak, açlık hissetmeden kilo bile vereceksiniz ve tatlı krizlerinin önünü alacaksınız.

  1. Kalın bağırsağınızın rahat edecek

Sindirim organlarınız konuşabilse ve ne yemeniz gerektiğini söyleye bilselerdi: daha çok lif ve bol miktarda işlenmemiş ham gıda isterlerdi. Şekeri hayatınızdan çıkardığınızda, bağırsaklarınızı fabrika ayarlarına geri döndürmüş olursunuz. Tuvaletinizi daha rahat edersiniz.

  1. Şeker ermeniz son bulacak

Biraz önce de söylediğimiz gibi şeker daha çok şekeri çeker. Hayatınızdan çıkardığınız vakit ise yavaş yavaş tatlı arzunuz körelir. Meyveler daha yoğun tat vermeye başlar. Çayın veya kahvenin gerçek aromalarını tadabiliriz. Sonraları bir ısırık pasta alsak, ne denli şeker yüklü olduğunu şaşırarak fark ederiz.

  1. Cildiniz daha sağlıklı görünür

Kullanılan bunca kreme, temizlik losyonuna ve kürlere rağmen sivilcelerin ardı kesilmiyor mu? Şeker cildinize içeriden hasar veriyor olabilir.  İlave şekeri kesen birçokları ciltlerinin daha pürüzsüz ve sağlıklı olduğunu belirtiyorlar.

Şekeri temelli hayatınızdan çıkarmaya hazır mısınız?

Eğer sizin de benim gibi şekere olan zafiyetiniz fazla ve tatlısız yaşayamıyorsanız. Şekeri aniden hayatınızdan çıkarmanız zor olabilir. Bunun yerine şekeri zamanla azaltmanızı öneririm.
Nitekim, şeker kötü bir alışkanlıktır. Ve bir alışkanlıktan kurtulmak istiyorsanız onu pencereden atıp kurtulamazsınız. Onu merdivenden basamak basamak indirmek gerekir (Mark Twain). Ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi.

Şekerin gün yüzüne çıkartılan bunca zararından sonra dünya sağlık örgütü günlük şeker tüketim limitinin  %5’den fazla olmamasını öneriyor. Örnek vermek gerekirse günlük 1200 kaloriye mi ihtiyaç duyuyoruz. Bunun en fazla 60 kalorisi ilave şekerden gelmeli. Öte taraftan, toplulumuzun yarısına yakın kısmının günde 800 kaloriyi şekerden aldığını belirtirsek, gidecek çok yolumuz olduğu açıktır.

Ancak karamsarlığa kapılmaya gerek yok. Beslenmemiz konusunda bilinçli davranmamız gerekiyor. Yediklerimizi ve içtiklerimizi içerdikleri besin ve kalori bakımından incelemeliyiz. Daha çok besin ama daha az kalori içeren gıdalara yönelmeliyiz. Şekerli çay veya kahve yerine sade çay ve kahve içmeyi alışkanlık haline getirebilirsiniz. Zamanla diğer şekerli yiyecekleri de doğal ve katkısız olanları ile değiştirebilirsiniz. Ne kadar erken başlarsanız şekersiz sağlıklı yaşamın faydalarından o kadar çabuk faydalanırsınız.

Unutmayınız ki üç hafta içinde alışkanlıklarınızı değiştirebilirsiniz. Ola ki annenizi kıramadınız ve sizin için yaptığı tatlıdan yediniz, küçük kazalar sizi yolunuzdan alıkoymasın. Gayretlerinizin mükafatını alacaksınız.

 

Dünyanın en büyük bebekleri

Eski zamanlarda, büyük bebek sağlıklı bebek demekti. İnsanlar löp löp eti ve yuvarlak kıvrımları sağlık ve iyi beslenmeyle özdeşleştirmişlerdi. Ancak günümüzde sağlıklı bir yeni doğanın ortalama kilosu 3-3,5 kg arasında olmaktadır. Bu iyi bir ağırlık olmasına rağmen büyücek nur topları ile karşılaştırıldığında ortalama bebekler birer cüce gibi görünüyorlar.

Diğer taraftan, büyük bebek eşittir sağlıklı bebek demek zor. Çoğu zaman durum tam tersine: büyük bebeğin sağlığı hamilelik sırasında yeterli beslenmemiş veya diyabetik annenin durumundan kaynaklı ve kolay bozulabiliyor. Bazı durumlarda ise genetik kökenli.

Aşağıda dünyanın en büyük bebeklerinin bir listesini yaptık. Kesinlikle, bu “küçük!” meleklerin tombul yanaklarına, pembe dudaklarına ve boğumlu parmaklarına bayılacaksınız. Fakat önce, onları zarafetle taşıyan ve sağ salim dünyaya getiren güçlü kadınlar için büyük bir alkış istiyoruz.

  1. Avusturalya: Ziad Kadic, 5.98 kg.
    Avusturalya_Ziad_Kadic
  2. Almanya: Jasleen, 6.07 kg.
    Jasleen_almanya
  3. Hindistan: Firdous, 6.70 kg.
    hindistan_Firdous
  4. ABD: Hendrix Louis-Jean, 6.71 kg.
    Hendrix_Louis-Jean
  5. Romanya: Luciana, 6.80 kg.
    Romania_Luciana
  6. Avusturalya: Tiarla Elekana, 6.80 kg.
    Tiarla-Elekana
  7. Hindistan: Kız bebek (Annesi: Mandini), 6.80 kg.
    hindistan_Baby_Girl
  8. Çin: Chun Chun, 7.04 kg.
    cin
  9. İngiltere: George, 7.12 kg.
    ingiltere_George
  10. ABD: JaMichael, 7.26 kg.
    JaMichael
  11. ABD: Sammisano Joshua Talai Otuhiva, 7.30 kg.
    Talai_Otuhiva
  12. Brezilya: Sammisano Joshua Talai Otuhiva, 7.71 kg.
    Sammisano_Joshua
  13. Sibirya: Nadia Khalina, 7.76 kg.
    Nadia_Khalina
  14. Endenozya: Akbar Risuddin, 8.71 kg.
    Akbar_Risuddin

Diş eti çekilmesine karşı uygulayabileceğiniz bitkisel tedaviler

Diş eti çekilmesi ciddi bir rahatsızlık göstergesidir ve diş kayıplarına neden olabilir. Doğal tedaviler arasında dişleri aleo vera jel ile fırçalamak, her gün bir fincan yeşil çay içmek, Hindistan cevizi yağı veya susam yağı ile gargara yapmak yanında. Diş etlerine okaliptüs yağı, karanfil yağı veya mür tozu ile masaj yapmak da sayılabilir.

Diş eti çekilmesi dişleri örten diş etlerinin çekilip diş köklerini açığa çıkarmasıdır. Çekilme diş etlerinin aşınması ile de olabilir. Sonuçta dişlerin kendi ve etler ile arasında boşluklar oluşur. Açığa çıkan köklere bakteriler kolayca yerleşir. Diş eti çekilmesi ağız sağlığının bozulduğunun göstergesidir. Eğer tedavi edilmez ise diş kaybına neden olabilir.

Diş eti neden çekilir?

Araştırmalara göre dişleri düzenli fırçalamak ve ağız hijyenini sağlamak diş eti çekilmesini engellemeye yetmiyor. Çünkü problem birçok faktöre bağlı, örneğin bir kişide anatomik nedenler, diğerinde ise psikolojik veya patolojik faktörler ön plana çıkabiliyor.

Diğer taraftan, çok yaygın bir problem olmasına rağmen, birçok insan diş etinin çekildiğini fark edemiyor. Bunun nedeni ise hastalığın yavaş ilerlemesi.

Diş eti çekilmesinin ilk belirtileri dişlerde hassaslık, ardından diş etlerinde hissedilen sızı ile ortaya çıkar. Diş eti çekilmesinin en önde gelen sebebi, diş etinde oluşan bakteriyel enfeksiyonların diş eti dokusunu ve bağlandığı kemikleri tahrip ettiği periyodontal hastalıklardır.

Kalıtım diğer önemli bir etkendir. Yapılan çalışmalar nüfusun neredeyse yüzde otuzunun, ağız sağlığına her ne kadar özen gösterseler de,  diş eti çekilmesine yatkın olduğunu göstermektedir. Kadınlarda, hormonal değişiklikler ve özellikle hamilelik sırasında yaşanan dalgalanmalar, ergenlik vs. de bu rahatsızlığa yol açabilir.

Dişleri çok sert fırçalamak gibi ağız hijyenine önem vermemek de önemli  birer etmendir. Yetersiz veya yanlış ağız temizliği diş plakların oluşmasına bunların tartara dönüşmesine, nihayetinde diş eti çekilmesine neden olur.2

Dişleri gıçırdatmak ve uyku sırasında çeneyi kasmak, hem dişleri zedeler hem de diş etleri üzerine aşırı yük binmesine ve diş etlerinin çekilmesine neden olur. Çarpık ağız yapısı, dişlerin birbirinin üzerine tam oturmaması da diş eti çekilmesine neden olur. Sonuçta yük tüm dişlere eşit dağıtılmadığından bazı dişler aşırı zorlanır ve diş etleri stresi kaldıramaz.

Son olarak tütün ürünleri de, dudak ve dile takılan piercingler de  diş etlerini olumsuz etkiler. Diş etlerine sürtünen bu metaller diş etlerini aşırı tahriş eder.

Diş eti çekilmesi nasıl anlaşılır?

Diş eti çekilmesi ile ilintili bir çok belirti vardır. Bunlardan en yaygınları sarı renkli dentin kısmının açığa çıkması, dişlerde hassasiyet, soluk diş rengi, uzun dişler, dişler arasındaki aralığın artması ve son olarak sallanan dişler sayılabilir.
Normalde dişin dentin kısmını saran ve ağız ile temas eden tabaka enameldir. Enamel dentine göre daha dayanıklıdır. Dolayısıyla, etler çekildiğinde açığa çıkan dentin mikroplara ve çürüklere karşı korunmasızdır.

Evde kendi başımıza uygulayabileceğimiz tedavileri var mı?

Bir dünya kimyasal ve sentetik kişisel sağlık ürününü denedikten sonra insanlar köklerine geri dönüyor diyebiliriz. Şifalı otlar ve özleri ağız ve diş sağlıgı alanında sıkça kullanılıyor ve bu alanda dikkate değer bir çok çalışma var.3

İşte diş eti tedavisinde uygulayabileceğiniz metotlardan bazıları:
yesilcay

  • Yeşil Çay

Yeşil çayda bulunan kateşinler birer antioksandırlar ve periyodontal hastalıklarla savaşmaya yardımcı olurlar. Kateşinler aynı zamanda diş ile diş eti arasındaki bağları da güçlendirir. Antienflamatuvar özelliği sayesinde yeşil çay dokuların iltihaplanmasını yavaşlatarak iyileşme için yolları açık tutar.4

Kullanımı

Her sabah bir bardak yeşil çay için.
aleovera

  • Aloe Vera

Aloe vera iltihaplanmayı yavaşlatmak ile kalmaz bununla beraber dokuların tedavisi için gerekli hücreleri de harekete geçirir. Aynı zamanda, antibakteriyel özelliğe de sahip olduğu için ağzı enfeksiyona karşı da korur. Bu mucize bitki yumuşak dokuyu oluşturan hücrelerin yeniden programlanmasında da etkin olur. Diş eti çekilmesine karşı kesinlikle tavsiye edilir.5

Kullanımı

  1. Dişlerinizi aloe vera jel ile fırçalayın.
  2. Aloe vera jeli sulandırın ve her gün dişlerinizi fırçaladıktan sonra gargara yapın.
    yagcekme
  • Yağ çekme

Özellikle Hindistan’da bilinen eski ancak etkili bir yöntem. Bu geleneksel metod  ağız ve diş rahatsızlıkları için kullanılıyor Aynı zamanda diş eti çekilmesini de geriye döndürdüğüne inanılıyor. Susam veya hindistan cevizi yağı dişleri koruyucu bir tabaka sunuyor, böylece başta bahsettiğimiz plak ve tartar oluşumunun önüne geçiliyor. Susam yağı özellikle toksinleri nötralize ederken hindistan cevizi yağı ise diş enfeksiyonlarını iyileştirirken çürükleri önlüyor.6

Kullanımı

  1. Bir çay kaşığı hindistan cevizi veya susam yağı alın.
  2. Ağzınızda çalkalayın.
  3. Kıvamı artınca ve sütümsü renk aldığında tükürün.
  4. İlk gün otuz saniye çalkalayın. Bu süreyi yirmi dakikaya ulaşıncaya kadar yavaş yavaş arttırın.
  5. Sonrasında ağızınızı tuzlu su ile durulayabilir veya güzelce fırçalayabilirsiniz.
    okaliptus
  • Okaliptüs Yağı

Okaliptüs yağı , ağzı diş eti hastalıklarına karşı koruyan, etkili bir antiseptiktir. Antienflamatuvar özelliği sayesinde diş eti çekilmesini tedavi ederek yeni dokunun büyümesini tetikler. Unutulmamalıdır ki: saf okaliptüs yağı yumuşak dokuyu tahriş edebilir bu yüzden sulandırılıp kullanılmalıdır.7

Kullanımı

  1. İki damla okaliptüs yağını iki damla su ile iyice karıştırın.
  2. Temiz parmaklarınız veya yumuşak bir fırça yardımı ile karışımı diş etlerine sürün.
  3. Bir iki dakika diş etlerinize masaj yapın.
  4. Ağzınızı bol su ile çalkalayın.
    mur
  • Mür

Mür ağacından elde edilen sarı bir sakızdır. Ağız ve diş sağlığı için kullanımı çok eskilere dayanır. Mürün diş eti çekilmesini durdurduğuna ve yumuşak dokuyu koruduğuna inanılıyor. Çalışmalar mürün de antibakteriyel ve antienflamatuvar özelliklerini olduğunu gösteriyor.8

Kullanımı

  1. Mürü toz haline getirin.
  2. Diş macunu kıvamını alacak kadar su ekleyip karıştırın.
  3. Bir kaç dakika diş etlerinize bu karışım ile masaj yapın. Dilerseniz diş fırçasını da kullanabilirsiniz.
  4. Ağzınızı su ile durulayın.
  • Karanfil Yağı

Karanfil yağı mükemmel bir dezenfektandır ve ağız temizliği için eskiden beri kullanılmaktadır. Diş ağrılarına birebirdir. Antibakteriyel ve antienflamatuvar yetenekleri ile karanfil ve yağı periyodontal ve diğer ağız ve diş hastalıkları ile mücadelede etkin bir silahtır.9

Kullanımı

Birinci Yöntem

      1. Yemeklerden sonra bir karanfil çiğneyin
      2. Karanfilden çıkan yağı ağzınızın her köşesine diliniz ile yayın.

İkinci yöntem

      1. Bir iki damla karanfil yağını diş etlerine sürün.
      2. Temiz parmaklarınızla bir kaç dakika diş etlerine masaj yapın.
      3. Her gün en az üç defa, özellikle yemeklerden sonra bunu uygulayın.

Note: Eğer tansiyon hapı kullanıyor veya pıhtılaşma problemleri yaşıyorsanız, karanfil yağını kullanmadan önce doktorunuza danışın.
References (-)

1. Kassab, Moawia M., and Robert E. Cohen. “The etiology and prevalence of gingival recession.” The Journal of the American Dental Association 134, no. 2 (2003): 220-225.
2. Khocht, Ahmed, Gary Simon, Philip Person, and Joseph L. Denepitiya. “Gingival recession in relation to history of hard toothbrush use.” Journal of periodontology 64, no. 9 (1993): 900-905.
3. Kumar, Gunjan, Md Jalaluddin, Purnendu Rout, Rajat Mohanty, and C. L. Dileep. “Emerging trends of herbal care in dentistry.” J Clin Diagn Res 7, no. 8 (2013): 1827-9.
4. Gaur, Sumit, and Rupali Agnihotri. “Green tea: A novel functional food for the oral health of older adults.” Geriatrics & gerontology international 14, no. 2 (2014): 238-250.
5. Jittapiromsak, Nawaporn, Dusida Sahawat, Wijit Banlunara, Polkit Sangvanich, and Pasutha Thunyakitpisal. “Acemannan, an extracted product from Aloe vera, stimulates dental pulp cell proliferation, differentiation, mineralization, and dentin formation.” Tissue Engineering Part A 16, no. 6 (2010): 1997-2006.
6. Markose, A., R. Krishnan, and M. Ramesh. “Management of Oral Health through Ayurvedic Methods.” J Dent App 3, no. 2 (2016): 319-321.
7. Nagata, Hideki, Yoshika Inagaki, Muneo Tanaka, Miki Ojima, Kosuke Kataoka, Masae Kuboniwa, Nobuko Nishida, Katsumasa Shimizu, Kenji Osawa, and Satoshi Shizukuishi. “Effect of eucalyptus extract chewing gum on periodontal health: a double-masked, randomized trial.” Journal of periodontology 79, no. 8 (2008): 1378-1385.
8. Tipton, D. A., B. Lyle, H. Babich, and M. Kh Dabbous. “In vitro cytotoxic and anti-inflammatory effects of myrrh oil on human gingival fibroblasts and epithelial cells.” Toxicology in vitro 17, no. 3 (2003): 301-310.
9. Chaieb, Kamel, Hafedh Hajlaoui, Tarek Zmantar, Amel Ben Kahla‐Nakbi, Mahmoud Rouabhia, Kacem Mahdouani, and Amina Bakhrouf. “The chemical composition and biological activity of clove essential oil, Eugenia caryophyllata (Syzigium aromaticum L. Myrtaceae): a short review.” Phytotherapy research 21, no. 6 (2007): 501-506.

 

Test: Bel ağrısını teşhis edin

Bel ağrısı alt omurları etkilen çok yaygın bir rahatsızlıktır. Tahminlere göre Türkiye’de yılda yüz bin kişi, hayatları boyunca da insanlarımızın %80’i bu ağrıyı en az bir defa çekmektedir. Ayrıca, soğuk algınlığından sonra en çok doktora götüren neden ve aynı zamanda kalıcı sakatlığın önde gelen etmelerindendir.

Türk nöroşirürji derneğine göre, bel ağrılarının çoğunun nedeni kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi veya ufak zedelenmelere uğramasıdır. Genellikle, ağrı  birkaç gün içerisinde kendiliğinden geriler. Ancak aşağıdaki nedenler hemen doktora başvurmayı gerektirir.

1. Kronik bel ağrısı
2. Ağrı şiddetinin giderek artması
3. Bel ağrısına eşlik eden uyluk ve bacakta ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük, istemli idrar ve gaita yapamama, seksüel fonksiyon bozukluğu gibi belirtilerin olması
4. İstirahat ile geçmeyen bel ağrısı
5. Bel ağrısı ile birlikte aşırı kilo kaybı, ateş, üşüme ve titreme olması

Riski arttıran bazı faktörler:

  • Yaşlılık
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Aşırı kilolu olmak
  • Hamilelik
  • Genetik faktörler
  • Meslek (ağır kaldırma, çekme veya itme gerektiren zorlayıcı bir iş)

İki çeşit bel ağrısından söz edilebilir: akut ve kronik.

  1. Memorial ağrı polikliniğine göre, Akut ağrı çoğu kez vücutta var olan bir doku hasarının habercisidir. Akut ağrı vücudun alarm sisteminin önemli bir parçasıdır. Kas iskelet sistemindeki bir hasar ya da mekanik bir problem, bazen romatizmal bir hastalık ile ortaya çıkar. Genelde kısa süreli olur ve çabuk iyileşirler.
  2. Kronik ağrılar 6 aydan (bazı durumlarda 3 aydan) uzun süren ve artık bir alarm sistemi olmaktan öteye geçen ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalık habercisi değil, başlı başına sorunun ta kendisidir. Hasta gücünü, etkinliğini yitirir. Toplum içindeki üretkenliğini, aktifliğini kaybeder. Bu durum çoğu kez hastanın içe kapanmasına ve depresyona girmesine yol açar. Depresyon kişiyi daha duyarlı hale getirir, ağrı eşiğini düşürür ve ağrıların daha da şiddetlenmesine neden olur. Bu durum tam bir ağrı kısır döngüsüdür.

Bel ağrınızın teşhisi

Belinizin ağrıdığını biliyorsunuz ama akut mu kronik mi emin değilsiniz. Kısa testimize katılın ve ne durumda olduğunuzu keşfedin.

Soru 1. Ne kadar süredir bel ağrısı çekiyorsunuz?

  1. Birkaç gün önce başladı.
  2. İki üç hafta oldu ama ağrısı hala azalmadı.
  3. Yaklaşık bir ay önce başladı.

Soru 2. Bel ağrınızın nedeni ne? (Nasıl başladı?)

  1. Küçük bir kaza geçirmiştim, ama şimdi daha iyiyim.
  2. Yüksekten düştüm, ve o günden beri hiç iyileşmedi, daha da kötüleşti.
  3. Tam hatırlayamıyorum, uzun süredir bel ağrısı çekiyorum.

Soru 3. Ağrınızı tarif edebilir misiniz?

  1. Aniden geldi, bıçak gibi keskindi.
  2. Bilemiyorum, tarifsiz.
  3. Bir uyuşukluk hali sürekli sızlıyor.

Soru 4. Belirgin bir ruh haliniz var mı?

  1. Hayır, sürekli bir ruh halim yok. Daha önce olduğum gibiyim.
  2. Artan ağrılar ile sinirlerim bozuk vaziyettim.
  3. Sürekli üzgün, depresif, yorgun ve uykusuzum.

Soru 5. Dejeneratif eklem veya artrit hastalığınız var mı?

  1. Hayır, kronik bir rahatsızlığım yok.
  2. Emin değilim.
  3. 5 yıldan beri Osteoartrit hastasıyım.

Soru 6. Ağrınızı ne arttırıyor?

  1. Hareket
  2. Uzun süreli dinlenme ve hareketsizlik
  3. Sürekli oturmak veya ayakta durmak

Soru 7. Ağrınızı ne hafifletiyor?

  1. İstirahat
  2. Emin değilim
  3. Değişiyor

Soru 8. Günlük işleri yapmakta zorlanıyor musunuz?

  1. Her zaman değil; sadece ağrı yüzünden bir kaç gündür.
  2. Hayır, günlük aktiviteleri yapmakta sorun yaşamıyorum.
  3. Evet, gün içerisinde hiçbir hareket yapamıyorum.

Sonuçlar

Eğer soruların çoğunda “A” seçeneğini işaretlediyseniz, muhtemelen akut ağrınız var. Bunun nedeni yakın zamanda yaptığınız ani bir hareket veya geçirdiğiniz bir kaza olabilir. Biyolojik bir ikaz mekanizması devreye girmiş ve sizi dikkatli olmanız konusunda uyarıyor.

Eğer cevaplarınızın çoğunda “B” tercih ettiyseniz.  Ağrınız subakut düzeye ulaşmış demektir. Gerekli ehemmiyeti ve özeni göstermez iseniz ağrınız kronikleşebilir. Tedavi olmanız ve tıbbi destek almanız gerekiyor.

Son olarak, “C” seçeneği cevaplarınız da ağırlıklı ise, ne yazık ki kronik bir ağrı çekiyorsunuz demektir. Bu aynı zamanda kronik bir rahatsızlığın belirtisi de olabilir.

Akut bel ağrısında, öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ve kısa süreli yatak istirahatini takiben fizik tedavi, kas egzersizleri önerilir. Bağlantıya tıklayarak bel egzersizleri kitapçığını indirebilirsiniz.

NOT: Bu test sadece bilgilendirme amaçlıdır. Teşhisinizden emin olmak için uzman bir doktora danışınız.

Kaynaklar:

1. Bel Fıtığı ve tedavisi, Türk Nörosirurji Derneği
2. Ağrı Üzerine, Memorial ağrı polikliniği
3. Handout on Health: Back Pain, National Institute of Arthritis and Musculoskeletal and Skin Disease

 

Savaşan Dev

Zonguldak ilinin Gümeli beldesinde, üç devasa ağacın kalıntıları Alaplı çayının dik yamaçlarında yatar. Orman mühendislerinin incelemelerine göre bunlar dünyanın en yaşlı ağaçlarındandır. Yaklaşık dört bin yaşında olduğu saptanan bu ağaçlar, taş devri sonunda insanlar henüz metal aletler kullanmaya başladıklarında birer fidandılar. Anadolu’da şehir devletlerin gün yüzüne çıktığı ve kanlı savaşların patlak verdiği dönemlerde ise yaklaşık bin yaşındaydılar.
porsuk_agac
Yaşamları boyunca birçok yangın ve depremden sağ kurtuldular. Sayısız fırtınalar atlatan bu anıt ağaçlar sonunda Çin’den süs bitkileri ile gelen uzun antenli böceklerin saldırısına dayanamayıp yıkıldılar. Böcekler ağacın kabuğundan girdikten sonra küçücük ama sürekli ısırıklar ile koca gövdeyi yeyip bitirdiler.
Zamana meydan okuyan bu orman devi, her şeyi yakıp yıkan yangınlardan, yerle bir eden depremlerden ve sayısız fırtınalardan sonra, küçük bir çocuğun parmakları ile ezebileceği bu böceklere boyun eğdi.
İnsanoğlu da böyle, büyük felaketlere cesaretle karşı koyup, zorlu badireler atlattıktan sonra önemsiz şeylerin kendilerini bitirmesine izin veriyor.

Yaşam küçük olamayacak kadar kısa.” Yok sayıp unutmanız gereken küçük şeylerin kendinizi üzmesine izin vermeyin.

Açlık ve iştah arasında

Vücudumuzda yemek isteğini uyandıran iki mekanizmadan bahsedebiliriz: açlık ve iştah. Açlık, fizyolojik bir dürtüdür. Bedenin yemek ihtiyacı duyması ile ortaya çıkar. İştah ise belirli yiyeceklere psikolojik bir eğilimdir.

İnsan, bedeni aç iken, iştahsız olabilir. Bu duruma anoreksiya denir. Bazı bulaşıcı hastalıklar, ruh hali veya bazı ilaçların yan etkisi olarak boy gösterebilir.

Hipotalamus, vücudun istemsiz fonksiyonlarının yanı sıra, beynin yemek yeme ile ilintili bölgesidir. Hipotalamus, sinir hücrelerinden ve hormonlardan gelen sinyallere göre, açlığı veya tokluğu belirler.
hipotalamus
Sinir hücrelerinin rolü:
Mideyi ve ince bağırsağı saran sinir tellerinin gevşemesi veya gerilmesine göre: açlık, mide boştur ve büzülmüştür. Tokluk, mide yiyecekler ile dolup gerilmiştir şeklinde iletilir.
gerginkarin
Hormonların rolü:
İnsülin ve glukagon, kandaki şeker seviyesini ayarlayan birbirlerinin aksi etkileri olan, hormonlardır. Uzun bir süredir yemek yemediysek kandaki insülin ve glukagon seviyeleri de değişir. Bu değişim kanla beraber hipotalamusa aktarılır.

Açlığı etkileyen diğer hormonlar ise: Yağ hücrelerinden salğılanan Leptin, mideden salğılanan Ghrelin ve bağırsaklardan salğılanan PYY’dir.
Leptin tokluk hissi uyandırır. Deneylerle, Leptin üretemeyen farelerin obez olduğu kanıtlanmıştır.
Ghrelin, mide boş ken salgılanır, açlığı tetikler. Ghrelin salgısı yemeklerden önce artar, yemeklerden sonra çabucak azalır.
PYY, ince ve kalın bağırsakta yemek varken salgılanır. Ghrelin tersi etki gösterir. Yemeklerden önce az, yemeklerden sonra çok salgılanır.
hormonlar
Yemeğin miktarı ve içeriğinin rolü:
Aynı miktarda kalori içerdiğini varsayarak, protein içeren yemekler daha uzun süre tok tutarlar. Örneğin yumurta. Tokluğu etkileyen diğer bir faktör ise yemeğin hacmidir. Örneğin bol su tutan lifli gıdalar mideyi ve bağırsak duvarlarını gererek hipotalamusa yukarıda belirtiğimiz sinirsel sinyalleri gönderir. Bu mantıkla sıralarsak katı yiyecekler çok, sıvı içecekler ise az bir tokluk hissi uyandırır.

Açlık içsel sinyaller, iştah ise çevresel ip uçları ile tetiklenir.

İştahı etkileyen faktörler beş duyuya hitap eder, ortama ve koşullara göre değişir.
Beş duyunun önemi: gıdalar beş duyumuzu uyararak harekete geçirir.
Sosyal ipuçları ve kültürün önemi: Bazı olaylar ve durumlar iştahı etkiler. Örneğin bayramlarda çok yemek yeriz. Her gittiğimiz yerde ikramlar sunulur. Doktorun yasakladığı şekeri tüketmemize izin verilir.
seker
Bazı insanlar duygularını gizlemek için kendilerini yemeğe vururlar. Örneğin, sınavdan başarısız bir not aldıklarında, kendilerini rahatlatmak için yemek isterler. Bununla beraber, çoğu insan sıkıldığında veya endişelendiğinde daha çok yemek yer.
duygusal_yemek
Öğrenmenin rolü:
İçinde büyüdüğümüz kültür bize hangi bitkileri ve hayvanları yememizin uygun olduğunu öğretir. Ancak, sağlıklı beslenme ve gıdalar hakkında bilgilendikçe yeme alışkanlıklarımız da değişir.